Soğukkanlı Kışların Sıcaklığı (Bir Hikaye)

By | Ocak 13, 2013

üşüyen çocuk

En soğukkanlı mevsimdir kış mevsimi. Kışlar aylar öncesinden güz yağmurları, ayazlaşan geceleri ve soğuk rüzgarlarıyla geleceğini haber verir. Bu yüzden kuşlar sıcak iklimlere hicret için erkenden dökülürler yollara, rotaları önceden kendilerine çizilmiş olarak. Bu yüzden yiyecek, giyecek, yakacak hazırlıkları yapılır hummalı bir şekilde bütün evlerde. Dünya gibi dünyadakiler de hazırlanır kendilerini bekleyen bu çetin vaziyete. Kar taneciklerinin zemin ile ilk vuslatında sevinç çığlıkları yükselir bazı evlerde ve tüm çocuklarda. Zaman geçtikçe kıştan nefret eder hale gelir insanlar,  özellikle evsiz-barksız, yoksul kimseler, kimsesizler.

Karlı-buzlu yollarda kayıp düşmemek, düşüp de kayıplara uğramamak için ellerini denge tahtası gibi kullanıyordu genç üniversiteli. Sabahın erken saatlerinde okul yoluna koyulmuştu. Yolların buz tutmaması için tuz döken belediye ve karayolu araçlarının her tarafı tuz-buz etmesine aldırış etmeden dikkatle adımlıyordu kaldırımları.  Osmanlı Paleografyası dersinin finaline hazırlanmıştı bir hafta boyunca. Sınavdan birkaç saat önce okula varıp arkadaşlarıyla sınav ve sorular ile ilgili fikir alışverişinde bulunup muhabbet edecekti. Tam köşeyi dönerken köşeyi dönmenin hayalini bile kuramayacak birisinin, yerde bir çarşafla örtülü olduğunu gördü. Yaşayıp yaşamadığı belli olmayan ve yaşamının da yaşam sayılmayan bu belirsiz kişinin yanından geçerken durumunu sormayı düşündü. Ona yaklaştığında hemen önünde üstü karlarla kaplı olduğundan fark edilmesi güç olan bir tartı aleti gördü. Yavaşça yaklaşıp kolundan sarsarak seslendi:

–          Hey! Arkadaş, bakar mısın? Tartılacağım.

Ses-soluk çıkmayınca bu defa biraz daha şiddetlice sarstı. Bir çocuk çarşafın altından  fırladı  hortlar gibi:

–          Abi buyur tartayım, dedi yarı uykulu, mahmur ve baygın bir sesle.

Soğuktan ayarı kısmen bozulan tartıya  çıktı genç üniversiteli. Sordu:

–          Borcumuz ne kadar?

–          Abi ne verirsen işte.

–          O zaman al şu 50 TL’yi.

–          Alamam abi bunu. Ben dilenci değilim. Bozuk para verin.

–      Sen dürüst birine benziyorsun. O yüzden sözünde durman gerekiyor. Ne verirsen dedin. Ben de bunu veriyorum. Sabahın bu dondurucu soğuğunda gelip çalışmanın ve benim insanlık vazifemi yapmamı sağlamanın karşılığı açısından verdiğim miktar az bile hatta.

Biraz mahçup bir edayla parayı titreyen eliyle aldı, cebine usulca koydu.  Sessiz-sedasız bir şekilde oturarak ısıttığı karların üzerine oturdu, incecik çarşafı üzerine çekti. Belki de bir kaçıştı hayattan, insanlardan, bazen acıyan bazen de nefretle bakan bakışlardan ve soğuktan kendisinin çarşafa sığınması. Belki de hiç kaçamayacağı Rabb’ine tevekkül ile yaklaşmaydı. Üniversiteli genç paltosuna sımsıkı sarılarak yoluna devam ederken gözlerinin önünden çocuğun hayali silinmiyordu. Gireceği sınavı olmasaydı, daha da yakından ilgilenecek, onu soğuğa teslim etmeyecekti. Sınavda başarılı olup dersi vermesi ve sene uzatmaması şarttı. Onu dört gözle bekleyen ailesi, arkadaşları ve öğretmen bekleyen isimsiz öğrencileri vardı. Kaybedecek değil bir yılı, bir dakikası bile yoktu. Bir anda aklına gelen bir fikirle olduğu yerde kalakaldı, adeta dondu soğuğu hissetmeden . Kendisi bir dakikasını bile kaybetmek istemezken, ya o bütün hayatını kaybetse nasıl verirdi bunun hesabını burada ve ötede. Kendisi  de onun yerinde olabilirdi ve ileride onun durumuna düşebilir de. Osmanlı Paleografyası sınavından önce insanlık imtihanından geçiyordu. Ya yardım elini uzatacak huzur bulacaktı ya da görmezlikten gelip vicdanını boğacaktı. İçindeki meleğin sesine kulak vererek çocuğun yanına geri döndü. Çarşafın altında yine titrerken buldu çocuğu:

–          Hadi gel benimle. Bugün çok çalıştın ve benimle bir çorba içmeyi hak ettin, dedi.

Çocuk başını önüne eğdi şaşkınlıkla ve çaresizlikle. Sahip olduğu tek mal olan,  ekmek tekneciği tartısını çarşafa sarıp sarmalayıp koltuk altına aldı. Diğer eliyle üniversiteli gencin sımsıcak elini tuttu. Genç, çocuğun neredeyse buz tutan elini tutunca, kartopu eline aldığını sandı ve sıkıca tutup ısıtmaya  çalıştı. Kendilerine yakın bir lokanta aramaya başladılar. Çocuk sus-pus olmuş yavaş adımlarla yürüyüp eklemlerini ve kaslarını açmaya çalışıyordu. Bir taraftan bana bu ihsan nedendir diyordu. Bu ana kadar nice insan acımsı duygularla yaklaşmıştı kendisine. Kimisi para, kimisi yiyecek ve kimisi de elbise vermişti. Ama sonra bırakmışlardı onu dertleriyle baş başa. Köklü çözümler getirememişti kimsecikler. Bir çorba içtikten sonra yine dönecekti eski haline ve eski sadık dostu tartısına. Yine yalnız kalacak, yine aç –susuz olacak ve yine üşüyecekti. Ama olsun dedi kendi kendine “Allah kerimdir, buna da şükür, daha gelecek gelmemiş ki kendimi bunun için üzeyim”.

Lokantaya varıp sıcak çorbayı içtikten sonra tamamen kendine geldi. Çorbanın genzini yakış ve boğazından midesine akış anlarını yudum yudum yaşıyordu. Üniversiteli genç onun iştahla yemek yiyişini izliyordu ve bir yandan da çocuğun hayat hikayesini dinliyordu. İlkokul 2’den okulu terk etmişti parasızlıktan ve babasızlıktan. Simit ve su satarak, boyacılık yaparak ve şimdi tartıcılıkla uğraşarak elde ettiği parayla annesine bakıyordu çocuk, kendisine bile bakamaz durumda olmasına rağmen.

Üniversiteli genç onu okutmayı kafasına takmıştı. Onu yine sokakların acımasız eline bırakmayı istemiyordu. Kendisiyle beraber aynı evde kalan öğrenci arkadaşlarını ikna edip çocuğa burs bağladı ve bir yurda kaydetti. Ama bütün bunları yaparken de bazı şartlar öne sürmüştü: Asla geçmişini unutmayacak, yardıma muhtaç insanlara mutlaka elinden geldiğince yardım edecek, okulunu başarıyla tamamlayıp devletin ve milletin hizmetine koşacaktı.

Aradan bir yıl geçmişti ve yine bir kış mevsiminde aynı üniversiteli genç, kaldırımları dikkatle adımlıyordu kayıp düşmemek ve düşüp de kayıplara uğramamak için. Kaldığı tek ders olan ve bir hafta boyunca çalıştığı Osmanlı Paleografyası dersinin finaline gidiyordu sabahın erken saatlerinde yola çıkarak.  Tam köşeyi dönerken…

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir