Ateşle imtihanımız: Suriye'yle Komşuluk

By | Ocak 4, 2013

suriye

Dünyanın ulaşım ve iletişim araçlarıyla küçüldüğü bir zaman diliminde yaşıyoruz. Ne yazıktır ki bir iç savaşta can çekişen, kapı komşumuz mesabesindeki Suriye’mizin içler acısı halini ekranlardan görüyor ve yüreğimiz derinden burkuluyor. Arap baharı altında hem Kuzey Afrika’daki ve hem de Ortadoğu’daki kardeşlerimiz, dindaşlarımız bir muamma içinde debelenip duruyor ve istikballerini zifiri karanlıklar içinde görüyorlar. Biz de dünyaya ne kadar haykırırsak haykıralım feryatlarımız sadece kendi kulaklarımızda yankılanıyor, kendimiz çalıyor kendimiz dinliyoruz. Her devlet kendi benciliğinin girdabında, menfaat çıkarına endeksli yaşıyor. Milyonların ölümüne seyirci kalınıyor ve gözyaşları görmezden geliniyor.

Kıyıya vuran bir balık için seferber olan, bir kaplumbağa için dünya medyasını gayrete getiren ve bir buzdağının erimesini öyle büyük bir sorun gösterip beynimize kazıyan insanlık, kendi hem cinsine yabancıdan da öte kör, sağır, dilsiz, hissiz ve umarsız. Cevabını hiç bilemeyeceğim konulardan biri de kendine İslam devleti etiketi yapıştıran coğrafyalar ile mümin yaftası takan ruhların bu fani âlemde neyin mücadelesini verdileri.

Dostun ihaneti düşmanın gadrinden daha ağır geldiğinden mütevellit başlarındaki yöneticilerin sürek avına çıkar gibi en modern silahlarla her sokak başında, her dönemeçte muhalif saydıkları kendi öz halklarına saldırmaları ne akılla ne de vicdanla izah edilebilir. Helvadan yapıp tapındıkları putları acıktığında yiyen cahiliye insanları gibi mutlulukları için çabaladıkları yurttaşlarına kan kusturma yarışına giriyorlar. Birlikte bir hayatı paylaşanlar, aynı keder ve sevinç ortaklığı kuranlar şimdi de ölümü peyliyorlar. Kaderin garip bir cilvesi ki hep mamurlaşması için çalıştıkları ülkelerini, baştanbaşa yıkarak harabeye çeviriyorlar. Huzur, refah ve konforları için çaba sarf ettikleri halklarını topyekûn ölüme sürüklüyorlar. Cehennemden kaçar gibi vatanlarından kopmak zorunda kalan muhacir Suriyeliler de, ölüşlerine şahit oldukları yakınlarına mı yansınlar, anılarına ev sahipliği yapan memleketlerinin mezbahaya dönüştüğüne mi veryansın etsinler ya da bir tıkırtıda uyanıp kendilerine yardım ellerini uzatacaklarına inandıkları komşularının vicdansızlığına mı ağıtlar yaksınlar.

Hele bir ikramiye çıkmış gibi beldelerine iltica eden savaş mağdur ve mazlumlarının bu hazin vaziyetleri karşısında ev kira ücretlerine fahiş zam yapan, vicdan yoksunu insanımıza ne denmeli acaba. Beşar Esad’dan ne farkımız kaldı şunun şurasında. Oysa düşene el verip kaldırmak, muhtacın ihtiyacını görüp gözetmek, düşmanımız da olsa yarasını sarıp kol kanat germek değil mi mertlik, insanlık ve Müslümanlık. Yurtları olan Mekke’den çıkmak zorunda kalan Allah Resulü (SAV) ve ashabına evlerini, gönüllerini, sofralarını ve tüm mallarını karşılıksız ve süresiz açan ensarın civanmertliğini neden tekrarlamaz ecdadının yolunda olduğunu yana yakıla haykıran bizler.

Bir ateşle imtihan şu an Suriye’yle koşuluğumuz ve bu gidişle sonu ateş görünüyor imtihanımızın. Ateşleyin o zaman yüreğinizi, pimini çekin merhamet yüklü vicdanlarınızın ve beklentisiz komşuluğun ufkunu gösterelim tüm dünyaya minnet etmeden, hala inanıyorsak Allah için.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir