Babacığım; 'CEKETİN SEN KOKUYOR'

By | Mart 28, 2014

1959417_738030679591255_1658021860_n1997’nin kurban bayramıdır. Namazdan çıkan insanlar evlerinde kendilerini bekleyen annelerine, eşlerine ve çocuklarına koşarlar. Büşra ve Sena kardeşlerde evde babalarının elini öpmek için beklemektedir. Babaları Mehmet Bey, o bayram eve uğrayamaz. Annesinin elini öpemez, kızlarına sarılamaz. Akşama kadar doğuya gidecek et paketlerinin hazırlığı ile meşgul olur. Güneşle birliktede veda eder Maraş’a. Yalnız değildir. Kırk kahramanla birlikte Hakkari’nin yolunu tutar. Bu bayram doğudaki kardeşlerini yalnız bırakmamaya kararlıdır. Gün batımıdır. Sarışın ikindiler çoktan kızıla boyanmıştır. 16 saatlik gece yolculuğunun ardından erişirler Hakkari’ye. Hemen işe koyulurlar. Şehrin sokaklarında akşama kadar bir kapıdan diğerine koşarlar. Açılan kapılardan şaşkın yüzlerle bakanlara: ‘Biz Kahramanmaraş’tan geldik, sizin kardeşleriniziz.’ diyerek, ellerideki paketi bırakırlar. Son paketide bir ihtiyaç sahiplerine verdiklerinde artık heryer karanlığa gömülmüştü. Otobüs karanlıkta ölümün pusu kurduğu karlı yollarda yol alırken birden kaymaya başlar. korkunç bir gümleme sesiyle sarsılır ve beton bir bariyere toslar. sonra bir sesle yer yerinden oynar. ”Mehmet Abiiii!!!”. Evet, Mehmet Bey artık ölmüştü. Büyük zorluklarla ailesine haber verdiler, herkes yıkıldı ancak en çokda onun yokluğuna alışık olmayan küçük kızı Büşra yıkıldı Babası onun en yakınıydı arkadaşıydı. Ve kaleminden şunlar döküldü:

‘Babacığım!
Bu satırları senin kaleminle yazıyorum. Ceketinin cebinden aldım. Kızma bana babacığım, izinsiz almak istemedim. İzin alacaktım amaaa. sen yoktun! Kalemi alırken dayanamadım, ceketine sarılıp ağladım. Ceketin gözyaşlarımla ıslanırken birşey farkettim. Babacığım biliyor musun ceketin ‘sen’ kokuyordu. Doya doya öptük seni ellerinden, yanaklarından. ölüm seni güzelleştirmişti babacığım. O gün ölümün güzel şey olduğunu gördüm senin yüzünde. Soğuk bir kış günü seni kabre koydular. Küreklerin kabre taşıdığı her toprak parçası seni bizden biraz daha ayırdı. Kur’an sesleri kürek seslerine karıştı. Ve sen bizden bütün bütün ayrıldın babacığım. Biz annemle eve döndük. Odan boştu, son giydiğin ceket asılı duruyordu, içinde sen yoktun babacığım. Bir kere daha o sıcak gülüşünü görmek, sana sarılmak, bağrına yaslanıp sevgimizle dolu kalbinin atışlarını dinlemek, siyah saçlarını okşamak istiyorum. Bizi yetim bıraktın babacığım, bu acıyı yaşamayan bilemez. Bilmezler ki, bir yerde, ışığı yanan bir evde yetimlerin yüreğide yanıyordur. Geceleri hani gelip bizi öper, koklar, üstümüzü örterdin ya baba. odamıza gelirken ki ayak seslerini , saçlarımda gezinen ellerini, sımsıcak nefesini özlüyorum.
Babaaa, sana sesleniyorum. Hadi yeter bu kadar şaka. Dayanamıyorum bu hasrete, nefes alamıyorum baba. Beni ilk okula sen götürmüştün, ilk burs toplantısınada. Ben o zaman daha çok küçüktüm, talebelere burs verilecek diye yardım toplanırken bende çıkarıp kolumdaki küçük bileziği vermiştim. Herkes !bu çocuk neyin ne olduğunu bilmeden nasıl bileziğini veriyor?’ diye merak etmişti. Vermeyi çocuk yaşta öğretmiştin bize babacığım.! yakında mezun olacağım, evleneceğim, çocuklarım olacak ama sen olmadığın için hayatımda birşeyler hep eksik olacak babacığım.
Bir yanım hep ağrıyacak, sol yanım hep ağrıyacak Bu satırları senin kaleminle yazıyorum, Kızma bana babacığım, izin alacaktım ama sen yoktun. Kalemi alırken dayanamadım sarıldım ceketine ağladım. Üzlme! annem farketmedi ama ceketin gözyaşlarımla ıslanırken ben birşey daha farkettim:
Ceketin gül kokuyordu
Güleç yüzlü babacığım,
Gül kokulu babacığım!
Ceketin ‘SEN’ kokuyordu!!!

2 thoughts on “Babacığım; 'CEKETİN SEN KOKUYOR'

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir