Bir Misyonerin Türkiye Anıları

By | Mart 5, 2014

misyonerİşte Türkiye’deyim; bölge sorumlusu Tommy arkadaşla havaalanından
kalacağımız eve giderken hayli uyarıcı bilgiler aldım;

”Hemen başlama, biraz sağını solunu tanımalısın; Türkler acayip bir
millettir” filan diye bir şeyler söyledi, ama aldırış etmedim.

Bir dakika bile zayi edilmemeli; görev kutsal, görev kutsal, görev ağır.
9 Temmuz

Tommy’nin yanıldığı açık; bugün ilk tebliğimi yaptım bile.
Adam parkta öylece oturuyordu. Söylediğim her şeyi gülümseyip
başıyla tasdik ederek saatlerce dinlerken ruhumun göklere
değdiğini
hissetmiştim. Bizi seyreden simitçi, sonradan o adamın sağır
olduğunu söyleyince biraz moralim bozuldu ama olur öyle şeyler.

11 Temmuz

Üçüncü gün; Tommy hâlâ “erken henüz” diye ısrar ediyor. Mânâsız bir
ısrar bu; kurtulması gereken o kadar çok ruh var ki burada. Çorap
almaya inmiştim semt pazarına. Nasıl oldu anlamadım ama eve
dönerken artık benim altılı çelik tencere takımım vardı. Önemli
değil, tencere gerekli bir araç nasıl olsa. Tencereci arkadaşa
müjdeyi tebliğ ettim.
“Ayıpsın abi, Hazreti İsâ’ ya can fedâ.” dedi, ben ağladım.

Söz verdi, pazar toplantılarına gelecek; hatta bana bir adres bile
verdi. O adrese gidersem bir sürü insanı misyona
katabilirmişim.

21 Temmuz

Tommy hâlâ “gitme, bak karışmam” diyor; işte bu aşırı ihtiyatkârlık
yüzünden buralarda İsa’nın mesajı yeterince bilinmiyor zaten.
Gittim; şehrin kenarında kalabalık bir mahallede bir apartmanın
altıncı katına çıktım. İçeride bir hayli erkek vardı; beni içeri
aldılar, mobilyasız bir salona geçtik. Çay getirdiler; hatır
sordular. Tam lâfa başlarken biri parmağıyla “sus” işareti yaptı.
İçeriden yaşlıca bir adam çıkıp salona gelince herkes gibi ben de
ayağa kalktım. Sonra adam konuşmaya, bir nevi vaaz vermeye başladı.
şöyle bir dinledim; eh fena şeyler değil.

Toplantıdan sonra herkes birbirine sarıldı, yeniden çay ikram
edildi.

Burayı
sevdim sevdim, yarın da geleceğim.

2 Ağustos

Yine aynı şeyler oldu; bir ara fırsat bulup salondaki arkadaşları
misyona kazandırayım dedim. Tam “İsa” demiştim ki, ihtiyar vaiz”İsa
dedin de aklıma geldi.” deyip çok tatlı bir bahis açtı.

Öyle güzel anlatıyor ki başladım ağlamaya. Zor teselli ettiler;
sonra ortaya sofra geldi. Yemek yedik. Kuşbaşılı pilav nefisti;
hele cacık!

12 Ağustos

Tommy beni tesbihle oynarken yakaladı. “Nereden buldun” diye
sıkıştırıyor. “Dükkanın birinden aldım.” dedim. Tesbih bana iyi
geliyor, meditasyon yerine geçiyor. Bir tane de Tommy’e mi alsam?

6 Eylül

Bugün hep birlikte
camiye gittik. “Bakayım” dedim burada neler
yapıyorlar, nasıl ibadet ediyorlar. Mecit diye bir temiz yüzlü
arkadaşım var cemaatten. Bana abdest almayı öğretti caminin
avlusunda. Tuvaletleri pek temiz değil ama abdest çok güzel bir
olay. Fırsatını kolluyorum; bunların hepsini Protestan etmezsem
bana bana da Mahmut demesinler!

16 Eylül

“Nereden çıktı bu Mahmut?!” diye çıldırdı Tommy. “Kod adım.” dedim.
Anlamadı. Anlamaz tabii. Ben ne yaptığımı biliyorum. şimdilik
sesimi çıkarmıyor, toplantılara muntazaman devam ediyorum; ezan
okununca “Hadi camiye gidelim Mahmut” diyorlar, gidiyorum. “Neler
okuyorsunuz fısır fısır?” diye sordum. Öğrettiler. Fatiha çok güzel
bir sûre. Tommy’e de öğretmeliyim.
1 Ekim

Tommy beni evden atmaya kalkıştı dün. “Seni kandırıyorlar,Müslüman
yapacaklar enayi.” diye çıkıştı.
“Çık dışarı aptal.” diye kovdu beni. Misyondan gelen aylığımı da
kesti. Vermezse vermesin, cemaatteki arkadaşlar aralarında para
toplayıp verdiler. Geceyi ucuz bir otelde geçirdim. Bugün Mecit’in
evine taşınıyorum.

Az kaldı az..
Dayan oğlum Mahmut!

6 Kasım

Bugünlerde cemaate İngilizce dersleri vermeye başladım; sabah
namazını topluca edâ ettikten sonra kuşluk vaktine kadar ders
veriyorum. Kuşlukla öğle arasında tefsir dersleri yapıyoruz.

21 Kasım

Yeni damat olduğum için dört günden beri günlük yazamadım. Mecit’in
teyzesinin kızı Sabiha ile nikahlandık dün. Nikâhımızı Saadettin
Hoca kıydı sağ olsun. Sünnet dediğin ise sinek ısırığı gibi bir şey
zaten, çabucak geçti.
Bu sabah yolda Tommy ile karşılaştık. “Kiliseye yazdım, seni
defterden sildiler.” dedi. Güldüm, hâlâ o bayatlamış misyoner
kafası işte.

28 Kasım

Ne kadar üzgünüm. Mecit, “Nasip değilmiş, seneye gidersin” diyor.
Hac kayıtları kapanmışmış. İstesem ecnebi pasaportumla Mısır
üzerinden vize alır giderim, ama ben olayı içeriden, herkesle bütün
mü’minlerle birlikte yaşamak istiyorum oysaki.

19 Aralık

Sabiha ile teheccütten sonra Yaşar Hoca mevzusu geçti aramızda. Yav
bu Yaşar Nuri Hoca iyi adam hoş adam fakat ne bileyim çok modern
bir duruşu var gibi sanki.
Öğleden sonra yayıncımla sözlü anlaşma yaptık; ilk eserim iki ay
sonra çıkıyor:
“İslâm’ın selefî boyutlarına dinamik bakışlar”.

Yayıncım, “fiyatı iki lira yaparsak üç yüz bin satarız.” diyor.

“HAMD OLSUN”

One thought on “Bir Misyonerin Türkiye Anıları

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir